Ezel gününde“elestübirabbiküm” hitabına bir kısım ervah “beli” diye cevap verirlerken, ebed gününde “limenilmülkilyevm” ilahi hitabına kimse cevap veremez. Buna sebep nedir?
Allah'ı zikreden kalp diri. Teveccühte diriliyormuş insanların kalpleri. Teveccühte kalbe zikir tohumu ekiliyor. En azından teveccühün kudsiyeti şudur ki:
Kalplerimiz fırçalanıyor, kalaylanıyor, temizleniyor, kiri, pası gidiyor. Nasıl ki bakır bir kap kalaylandıktan sonra güzelleşiyor veyahut tozu alınmış bir eşyanın fırça ile temizlenince tozu gidiyorsa, teveccüh de ihvanın kalbini kalaylar, fırçalar, temizler. Kalplere zikir tohumu ekilir. Zamanla biter. Yeter ki tarla sağlam olsun. Tohumu çürütmesin. Çürütmese bitecek. Sizin de bu tohumu çürütmemeniz için bu teveccühten almış olduğunuz nuru, feyzi muhafaza etmeniz lâzım, muhakkak alacaksınız. Az çok alacaksınız. Bunu muhafaza edeceksiniz ki ekilen tohum bitsin. Muhafaza edemezseniz, kalbinizde kabız halleri gibi bir haller olursa ne olur? Ekilen tohumu çürütür.
Allah'ı zikretmeyen, Allah'tan gafil olan, ölü kalp.
Adı Kur'ân'da geçer. Allah ondan övgü ile bahsetmiştir. Peygamber mi, yoksa veli mi olduğu ihtilâf konusu olmuştur.
Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü, sahip ve malik demektir. Karn ise, boynuz, perçem, tepe, zaman, güneş anlamlarına gelir. Karneyn, karn'ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir (el-Firuzabadî, el-Kamusu'l-Muhît, Kahire 1332, IV, 257 vd).
Bismillâhirrahmânirrahîm
(Rahman ve Rahim olan Allah'ın (c.c.) adıyla)
Hamd ve sena Allah'a (c.c.) mahsustur. Hadsiz salat onun elçisi Hz. Muhammed'e (s.a.v.) olsun. Onun ashabına ve bütün inanan kullara da rahmetler olsun. Hz. Ebubekir-i Sıddık hürmetine Mevlâ'm bizleri bağışlasın. Bizden her ne hata meydana gelir ise affetsin. Rabbim bizler gibi günahkâr kullara, lütufta bulunarak, pirleri kendi Zâtına kavuşmaya vasıta kılsın.
Tasavvuf ve tarikatlar Osmanlı döneminde önemli bir yere sahiptir. Devlet idaresinde tarikatlar büyük rol oynamıştır. 1520'li yıllardan 1920'li yıllara kadar Erzincan Merkezinde Darül İlim Medresesi, Atabek Medresesi, İftiharüddun Medresesi, Nazmiye Medresesi, Pervane Medresesi, Toruntay Medresesi, Fahrettin Gazi Medresesi, Yeni Medrese Abdulkerim Medresesi, Ahmediye Medresesi mevcuttu. Yine söz konusu yıllarda Erzincan merkezinde Hane Zaviyesi, Tarhanten Zaviyesi, Kalanderhan zaviyesi, Pir Ömer Zaviyesi, Uğurlu Mehmet Bey Zaviyesi, Ürgen Şeyh Zaviyesi, Veled Bey Zaviyesi, Abdulkadir Geylanî Zaviyesi, Haydarihane Zaviyesi. Terzibaba Zaviyesi ve Tekkesi, Şeyh Abdurrahman Acar Tekkesi ve Şeyh Abdurrahman Güven Tekkesi.
Mevlana Halid-i Bağdadi,1770-1827yılları arasında Bağdat’tayaşamış ve Kadiri dergahında eğitim görmüş bir Mevlevi’dir. Bağdadi, “Abdülkadir Geylani”ninel verdiği bir kimse olarak da bilinmektedir. Bu özelliği ile Halidilikve Geylanilik, Müslümanlık’ta birbiriyle bağıntılı bir tarikat gibi görünmüştür. Ancak, daha sonra, Hazreti Hızır’dan ders aldığını ve onunla “Alemleri, ilahi katları birlikte gezerek öğrendiğini”bildiren Bağdadi, bir tarikat olmayan, ancak bir bilim ve sevgi birliği olarak tanımlanabilecek “Halidi Öğretisi”ile Geylanilik’ten ayrılmıştır.